Mahremiyet Deyince; Biraz Onlardan Biraz Bizden…
Mahmut Aşkar

Mahremiyet Deyince; Biraz Onlardan Biraz Bizden…

Eğer hayata dair değer yargılarınızı yaygın ve hatta baskın hayat anlayışına karşı koruyamazsanız, içinize sinmese pahasına ya “moda” olana boyun eğer, kabullenirsiniz, ya da kendi değerlerinizle çakışmayan bir tarz geliştirirsiniz. Müslüman toplumlar epey zamandan buyana günlük hayatın birçok safhasında böylesi bir ikilemle karşı karşıyadırlar… Batı tarzı hayat anlayışının galebe çalmasıyla bir kesim Müslümanlar empoze edilen yaşantı biçimine tav olurken, diğer kesim de biraz bizden biraz onlardan terkip “İslamî” yaşama ve tüketme biçiminde karar kıldı.

Bu yazıyı kaleme almadan birkaç gün önce bizim semt durağında otobüsten indikten sonra eve doğru yürürken, yüzlerini görmediğim ve hangi milletten olduklarını bilmediğim, galiba aynı otobüsten inen iki genç kızın önümde yürüdüklerini fark ettim… İkisi de pantolonlu olan kızlardan biri başı açık diğeri ise kapalıydı. Başı açık olanın basenlerine kadar inen tunik cinsinden bir giysisi vardı. Başı kapalı kızın ise üzerindeki dar pantolonun dikişlerini patlatacakmışçasına kendini belli ettiren kaba etleri örtülmemişti.

Sıcak bir yaz günü İstanbul’un kalabalık caddelerinden birinin kaldırımlarında yürürken, altına kısa şort ya da pantolon, üstüne askılı bir tişört giymiş (muhtemelen) Arap kökenli genç adamın yanında tepeden tırnağa siyahlara bürünmüş peçeli kadın dikkatimi çekmişti.

Dayatılan hayat tarzına dayanamayınca, böylesi çelişkilerle dolu bir tablo karşımıza çıkıyor: Biraz onlardan, biraz bizden…

Medeniyet üstünlüğünü Batı’ya kaptırdığımız günden buyana bir türlü kendine gelemeyen, kendisi gibi olamayan Müslüman toplumlarda, J. Baudrillard’ın "Bir toplumun çelişkilerinin tamamı bedende özetlenir” şeklindeki sözü daha çok geçerlilik kazanır. Genel görüntüsü ifratla tefrit arasında kalmış bizim gibi çok az toplum var. Bir Çin atasözü, “bir resim bin söze bedeldir” diyor. Kulağın duyduğu çabuk unutulur fakat gözün gördüğü kolay kolay unutulmaz ve insandaki kanaatin olumlu ya da olumsuz olarak pekişmesinde görülen şey daha etkili olur. Gustave le Bon’un, “Kitleler sadece resimlerle düşünür ve sadece resimlerden etkilenir” sözünü belki de en iyi anlayan ve kendisinde karşılığı olan, Batı dünyasından yaşayan Müslümandır. İster kadın ister erkek olsun, Avrupa medyasında en korkunç ve çirkin resimlerle servis edilen Müslüman tiplemesinin zihinlerde bıraktığı imaj, İslamafobiye ilham kaynağı oldu.

Kapalı toplumlardaki mahremiyet algısıyla dünyaya açılmış toplumların mahremiyet algısı farklıdır. Çok anlatılan şu dağdaki dervişle şehirdeki derviş hikâyesinde olduğu gibi: Dağda çobanlık yapan dervişin, şehirde ayakkabıcılık yapan kardeşine her zaman kalburda getirdiği süt, bu sefer dükkânda beyaz baldırlı kadın görünce dökülür. Bunun üzerine ayakkabıcı derviş kardeş; dağda derviş olmak kolay, asıl maharet dervişliği burada muhafaza edebilmektir, der. Müslümanın mahrem ve namahrem olanı belirlemedeki ölçüsü elbette ki dinî kriterlerdir. Bunun sınırları da taşra hayatı ile şehir hayatı arasında daralıp genişleyebiliyor. Kapalı/yarıkapalı toplumlarda ister kadın ister erkek olsun, mahrem yerlerini göstermemek için örter ya da ona göre giyinirken, bu durum şehir hayatında değişebiliyor. Meselâ; Anadolu şehir ve kasabalarında kısa pantolonlu erkeğe pek rastlanmaz, zaten hoş da karşılanmazken, tatil yerlerinde bu görüntü sıradanlaşır ve yadırganmaz. Kalabalık şehirlerin kaldırımlarında “açık” giyimli kadından ziyade biraz abartılı kapalılar dikkat çeker oldu artık.

Zaten günümüz dünyasının hâkim hayat düsturu, “olmak” yerine görünmek veya göstermek fiiline öncelik veriyor. Meselâ, dindar olmak yerine dindar görünmek, icraatıyla Batılı gibi olmak yerine Batılı gibi görünmek… Bazı örtünmeler, giyim-kuşam tarzı gelenekten, bazıları da inançtandır. Bizim son yıllardaki sıkıntımız; inancı gereği mahrem yerlerini örtenlerin içinden, tıpkı güncel modaya göre giyinenlerin bir kesiminde örtmekten çok göstermek için giyinenlere benzeyenlerin giderek çoğalmasıdır.

Özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların ve hele Türklerin, “olmak”tan mülhem kimliklerine ters düşmeyecek, tezat teşkil etmeyecek şekilde görünmeleri ve görüntü vermeleri gerekir! Sizin ne olduğunuz kadar, nasıl göründüğünüz de önemlidir. Bazı (kadın ve erkek) insanların Müslümanlık adına verdikleri görüntü ürkütücü, çirkin, her türlü zarafet ve estetizmden uzaktır. Camiden çıkanların görüntüsü aslında toplum ortalamasının üzerinde olmalıdır! Farklı bir kültür coğrafyasında İslâm dinine mensup azınlığın yerli toplum nezdindeki imajının büyük oranda kadın (görüntüsü) üzerinden oluştuğu unutulmamalıdır…

Bazı arkadaş veya tanıdıkların evine gittiğimde abartılı, görüntüye dökülmüş “dindarlık”tan çok sıkılmışıdır… Güya dostuz, arkadaşız lakin, günlük sosyal ve iş hayatını bugünkü normlara göre kadın erkek karışık bir şekilde yaşadığı hâlde, gittiğimiz evin hanımı bize görünmez. Bazı toplantılara eşinizle gittiğinize adeta pişman olursunuz… Kocaman salonda erkekler bir tarafa kadınlar bir tarafa oturur veya oturtulur. Bazen “merhaba” dediğinizde mahremlik adına size uzanmayan kadının eli, bir Alman veya hiç tanımadığı bir yabancı erkeğe uzanabiliyor.

Yazmaya devam ederken kapımı çalan genç kadına konu hakkında kısa bir bilgi veriyordum ki, daha sözlerimi bitirmeden, sanki bu günü bekliyormuş gibi içini dökmeğe başladı: Bizim memlekette (bir Anadolu şehri) belediye parkı içinde bir çay bahçesi vardı ve çoğu üniversiteli gençler orada buluşuyordu, zaten oradan başka da gidecek pek yer yoktu. Buraya kızlı erkekli gençlerin takılmasından dolayı belediyeye devamlı şikâyetler gidiyor ve belediye de sonunda çay bahçesini kapattı. Şimdi aynı yer sadece orta yaş üstü ve emekli erkeklerin gittiği bir ortama dönüştürüldü.

Muhtemeldir ki, mahremlik adına şehirdeki gençlerin tek uğrak yeri olan çay bahçesi kapandıktan sonra şehir halkının gözleri önünde gerçekleşen buluşmaların bir kısmı daha kuytu yerlere kaydı. Ülkemizde son yıllarda baş döndürücü bir hızla artan “gayrimeşru” ilişkilerin ve cinnet getirmelerin sebeplerini biraz da buralarda aramak gerekmez mi?...  Kimimize göre “sakıncalı” olarak kategorize edilen bazı sosyolojik eylemlere ipotek konulduğunda ya da yasaklandığında, gözönünde olmaktan çıkıp yeraltına çekilirse çok tehlikeli bir sonuç ortaya çıkabileceğini de unutmamak lazım. Avrupa’daki kuruluşlarımızın da bu ve benzeri hadiselerden kendilerine çıkaracak dersler olduğu inancındayım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 TDV’den büyük hizmet! Bağış yapmak artık çok kolay
TDV’den büyük hizmet! Bağış yapmak artık çok kolay
Altın Boğaz Ödülleri sahiplerini buldu
Altın Boğaz Ödülleri sahiplerini buldu