Dünden Bugüne ve Bugünden Yarınlara Ermeni Meselesi
Mahmut Aşkar

Dünden Bugüne ve Bugünden Yarınlara Ermeni Meselesi

Dünden Bugüne ve Bugünden Yarınlara Ermeni Meselesi

Bizim kuşağımızın milliyetçisinden, İslamcısı ve de sosyalistine kadar, hepsinde gizliden ya da şuuraltına yerleşmiş bir Batı hayranlığı vardı. Nasıl olmasın ki… İlim, teknoloji, demokrasi, insan hakları, kalkınmışlık ve de düşünce adına ne varsa hepsi Batı’da veya Batıya aitti. En azından bize öyle telkin edilmiş ve öğretilmişti.

Zihnimde yer etmiş bu düşüncelerle öğrenci olarak geldiğim Almanya’da ilk şaşkınlığımı, Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Çıkarması yaptığı günlerde yaşadım. “Bild” gazetesinin büyük puntolarla verdiği haberin başlığı “Kanlı Türkler Geliyor” şeklindeydi. Şaşırmıştım çünkü, Türkiye soykırıma maruz kalmış Kıbrıs Türklerini kurtarmak için ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantörlük hakkını dayanarak çıkarma yapmıştı…

Daha sonraları (26 Şubat 1992) aynı yayın organları, Ermeniler tarafından yapılan Hocalı Katliamı için “Eli kanlı Ermeniler” ibaresini kullanmadıkları gibi, Ermeni cephelerinde Azerbaycan Türklerine karşı savaşan Ermeni askerlerden övgüyle bahsettiklerini gördüm.

Her Nisan ayında Türk Milleti olarak adeta yüreğimiz ağzımıza gelir. Bazı “müttefiklerimiz” için, “1915 Olayları”nın yıldönümünde “o kelimeyi kullanmadı” diye bir oh çeker teselli buluruz. O kelimeyi kullanan sözde dost ve müttefiklerimize de “çok sert” bir çıkış yapar, bunun karşılıksız kalmayacağının tehdidini savurur, boykot çağrısında bulunur ve milli öfkemiz biraz yatıştıktan sonra da hiçbir şey olmamış gibi siyasi, ticari ve benzeri bütün ilişkilerimiz olağan sürecinde devam eder.

Anne tarafımdan dedemin erken yaşta vefat etmesini, Ermeni çeteleriyle girdiği çatışmalarda yediği kurşunlardan birinin vücudundan çıkarılamayışına bağlarlar. Kadın, çocuk, yaşlı demeden kurşuna dizilen ve topluca yakılanların acı hatırlarını dinleyerek büyüdüğüm Iğdır’a, Emeniler tarafından katledilen Türklerin anısına (1997-1999) dikilen “Soykırım Anıtı”, 1970’li ve 1980’li yıllar arasında Asala Terör Örgütüne 38 diplomatımızı şehit verdikten sonra dikildi.

Sadece Avrupa ve Amerika’da değil, birçok Müslüman ve sıradan diğer ülkelerde bile Ermeniler ilmek ilmek Türk düşmanlığını sanat, edebiyat, din ve siyaset gibi bütün kanalları kullanarak işlemişlerdi. Hıristiyan-Batı dünyasının kendileri için zaten bir Osmanlı/Türk düşmanlığı üzerine son derece müsait bir zemin oluşturduğunun üzerine yatmadan, kitap, resim, tiyatro, gazete, sinema ve karikatür yoluyla bizim dışımızdaki dünyanın neredeyse tamamına “soykırım” iddialarını inandırmışlar.

Geçen senenin Nisan ayında “1915 Olayları”na denk gelen günlerde bir Alman gazetesinde (Süddeutsche Zeitung) Ermenileri mazlum, Türkleri zalim gösteren (başka türlüsünü de beklemek ya çok saflık olurdu, ya da Avrupalıyı tanımamazlık) bir yorumun üstündeki karikatür daha dikkat çekiciydi: Sultan Abdülhamit dönemine ait Fransız karikatüründe, Sultan Abdülhamit kurban bayramında koyun veya deve yerine Ermeni kesmek için şeyhülislamdan fetva istiyor… Sizin anlayacağınız Sultan II. Abdülhamit döneminden başlayan Anti-Türk propaganda, hatta daha doğrusu Türk düşmanlığı, zemin de buna elverişli olunca Batı dünyasında kök salmış olduğunun nihayet farkındayız.

Artık, “Biz Cumhuriyet Türkiye’sinin nesilleriyiz, Osmanlı döneminde olanlar bizi bağlamaz” türünden bir savunma psikozuna kendini inandırmaya çalışmanın bir faydası yok!

Sabrınıza sığınarak şu meşhur “İrlanda Fıkrası”nı anlatmam gerek çünkü bizi ilgilendiren bir tarafı var: İRA (İrlanda Kurtuluş Ordusu) militanlarından birisi (henüz daha İngiltere ile savaş halindeyken) dağlık bir yerden geçen yolda kimlik kontrolü yapıyormuş. Arkadaki arabanın sürücüsü bakmış ki, tepeden tırnağa silahlı terörist öndeki arabanın sürücüsüne, öncelikli olarak, “Katolik mi yoksa Protestan mısın?” sorusunu yöneltiyor. Bizim kendince gözüacık adama sıra gelene kadar nasıl bir cevap vermesi üzerine kafa yormaya başlamış. Yanıbaşındaki siyasi konulara bu derece bigâne kalmış birisinin, bu savaşın bir Katolik bir de Protestan tarafı olduğunu bilmediğinden, “en iyisi ben ne Protestan ne de Katolik’im diyerek kendimi takdim edeyim” diye kendince bir cevap hazırlamış. Kontrol sırası kendisine gelince, terörist sormuş:
-Katolik misin, Protestan mısın?
Bizimki kendince hin oğlu hinlik bir cevap vermiş:
-Ben ne Katoliğim ne de Protestanım.
Terörist:
-Peki nesin?
Cevap:
-Ben ateistim.
Terörist:
-Olmaz! Sen bana Protestan ateist mi, yoksa Katolik ateist mi olduğunu söyle!

Şimdi kendi konumuza dönelim… Batı’nın gözünde biz Türkiye Türk’ü, Azerbaycan Türk’ü olsak da, hatta bizi biz yapan bütün değerlerimizden soyunarak onlar gibi olmaya ve görünmeğe çalışsak da, Avrupalının gözünde biz hep onların ötekisi Türk olarak kalacağımız bilinmelidir! Bunu bilerek yola çıkmalı, hazırlığımızı ona göre yapmalıyız… Kimliğini Türk düşmanlığı üzerinden pekiştiren bir Ermenistan ve Ermeni Diasporası ve onlara destek veren Avrupa var.

Biz Türklerin kendimizi ifade etme konusunda Batılılardan öğreneceğimiz çok şey olduğu kanaatindeyim. Karikatüründen sinemasına, kabarecisinden  romancısına, gazetecisinden ressamına varıncaya kadar entelektüel kesimin desteğini almamış her çıkışımız “Garp Cephesi”nde başarısız kalır. Birçok milli meselemizde olduğu gibi, Ermenilerin bu çok cepheli saldırısı karşısında, siyasi bir dil ya da politik savunmalar yetersiz kalmaya mahkumdur. Başka bir ifadeyle; entelektüeller savaşında politikacıya itibar eden, kulak asan olmaz.

Büyük davalar, ancak temsil kabiliyeti yüksek ve davasına sevdalı insanlar sayesinde hedefine ulaşır.

Yıllardır talimatlarla ve kendi kendimize haklılığımızı anlatmakla mesafe alamadığımız ortada dururken, yeni bir yol, metot ve kendimizi anlatım araçları bulmak zorundayız.

Aslında bütün mesele kut ile kuzu hikayesine benziyor… Bilirsiniz; akar suyun yukarısındaki kurt, kendisinden daha aşağıda olan kuzuya, “suyumu bulandırıyorsun!” deyince, “nasıl olur kurt kardeş, sen yukarıda ben aşağıdayım” dese de, kuzuyu yemeği kafa koymuş olan kurdu ikna edemez.

Haklı olmak yetmiyor; hakkını savunabilmek için bu zamanda güçlü olmak gerek…Hem de kurt gibi güçlü! Değilse, “sözde Ermeni meselesi” dün ve bugün olduğu gibi yarınlarda da, Türk’ü hizaya getirmek ve Türk’ün yeniden yükselişine engel olmak için “mesele” olmaya devam edecektir.
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
DİTİB Center’da yeni dükkanlar açıldı
DİTİB Center’da yeni dükkanlar açıldı
Üniversiteli gencin geçirdiği kaza sonrası 'Boya' keşfi: 3 ilçede test ediliyor
Üniversiteli gencin geçirdiği kaza sonrası 'Boya' keşfi: 3 ilçede test ediliyor