ORTAK GELECEĞİMİZ İÇİN BİRLİKTE YAŞAM DİLİ
Muhsin Ceylan

ORTAK GELECEĞİMİZ İÇİN BİRLİKTE YAŞAM DİLİ

Malum; insan, sosyal bir yaratık. Yani toplumsal bir varlık olan insanın en temel varoluş problemlerinden biri birlikte yaşamak. Hele bu farklı bir kültür içinde ise, birlikte yaşama problemi daha da büyük oluyor. Bir de buna, günümüz insanlığının derin bir varoluş bunalımı içinde bulunduğunu ilave ettiğimizde, birlikte yaşamakla ilgili sorunlar, dibi görünmeyen kuyuya benziyor adeta.

Almanya merkezli Avrupa’ya iş gücü göçümüzün bugünkü evrildiği duruma baktığımızda, Hristiyan ve Yahudi kültürünün hakim olup belirlediği kültür içinde, Anadolu'nun kavruk yüzlü insanlarının çoğunluk toplumuyla barış ve huzur içinde birlikte yaşamalarının, bir makaleye sığmayacak kadar geniş ve derin olduğunu düşünenlerdenim.

ANADOLU MÜSLÜMANLIĞI

Misafir işçilikten yaşanan ülkenin yeni yerlileri haline gelen Avrupa Türkleri’nin, yaşadıkları toprağa yani; ülkeye, topluma ihanet ettiğine, onun kötülüğünü istediğine tarih şahit değildir. Bu ilk zamanlar yadeller, şimdilerde de yeni yurt edinmede, sahiplenme ve selamet istemede, onlar bunun adını koyamasalar da, Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye, Hazreti Mevlana’dan Hacı Bektaşı Veli’ye kadar ecdadın bu konuda tüm insanlığa ışık tutan okunarak olmasa da, kulaktan kulağa aktarılmış tavsiyelerinin ete kemiğe büründürülmüş halini görürüz. Yani; Anadolu Müslümanlığı’ndan bahsediyorum.

Birlikte yaşam, tarihi, sosyolojik, kültürel, ekonomik, dini, psikolojik, ontolojik, etik, metafizik, estetik ve felsefi açılardan ele alınıp değerlendirilmeye muhtaç. Yazıların uzunluğundan şikayet eden okuyucularımızın bu ikazlarını göz önüne alarak, burada bunu yapacak değilim.

Kısaca sosyopsikolojik ve kültürel alanlardan satır başlarına temas ederek, meramımızı anlatmaya çalışacağız. Osmanlı Devleti ve toplum yapısı bizlere ‘Birlikte Yaşamak’ konusuyla ilgili ilginç bir deneyim sunmaktadır.

BİRLİKTE YAŞAM DİLİ OLUŞTURMAK

Almanya’ya göç sürecinin başından buyana zaman zaman yaşanan acılara ve içe kapanmaya sebep olan kırılmalara rağmen, bugüne kadar büyük oranda barış içinde yaşadık geldik. Bu sürecin fiziki diyebileceğimiz görünen yanı. Peki, zihinlerdeki birlikte yaşamanın koordinatları nelerdir, nasıldır? Farklı dinlerin farklı mezhepleriyle, farklı kavimlerim-milletlerin mensuplarıyla, geceyle gündüz gibi farklı düşünce yapılarına sahip insanlarla aş ve iş tutmak, yani birlikte yaşamayı sağlayan, bir arada yaşatan güç, olgu, fakrör(ler) nedir?

Anadolu da tıpkı bugünkü Almanya’daki toplum gibi çokkültürlü. Orada, farklı kavimler, dinler, mezhepler asırlardır bir arada yaşıyor. Nedir bunun sırrı? Kısaca tek cümleyle, İslam'ın, mü'minlerine verdiği kişilik disiplinin Anadolu insanının yaşamını inşası deyip geçiyorum. Detaylandırmasını da artık sizler yapın.

Almanya, ülke demografik yapısı gerçeği üzerinden oluşturacağı sosyal politikalarla, sadece Avrupa’ya değil, tüm dünyaya örneklik te oluşturabilir. Yok bunun yerine ulus devletçilik istikametinde ısrarcı davranıp, alt kültür, üst kültür yani hakim kültür gibi ekseninden kaydırılmış tartışmalarda ısrar ederse, ülke geleceğinde sosyal barış ve huzura ermesi çok zor ve imkansızdır. Buna ancak asimilasyonla ulaşabilir. Bunun da insanlık suçu olduğunu bilmeyen yoktur.

ÇARELERDEN BİRİ DE; KURBAN ROLÜNÜ BIRAKMAK

Almanya Türkleri olarak, her fırsatta dile getirmeye çalıştığımız gibi; kimseden ne, hoşgörü ne de tahammül beklemiyoruz. Bunun her ikisi de hakim konumda olan (Leitkultur / hakim kültür) için kullanılan davranış tarzı tanımlamaları olduğunu bilenlerdeniz. Onun içindir ki, her dem yaptığımız çağrıyı burada da tekrarlamak gerekirse; hoşgörü ve tahammül'ün getirdiği hakim dilden farklı bir iletişim dili bulmaya mecburuz. Bunu da ne Almanya’nın ne de Türkiye’nin her türlü besledikleri değil, bizzat biz Avrupa Türklerinin kendileri bulmak zorundayız. Çünkü Almanya merkezli Avrupa Türklerinin asli unsurları bizleriz. Bunun idrakine vararak, içinde yaşadığımız çoğunluk toplumlarının sağduyulu akilleriyle el ele, omuz omuza vererek, birlikte insanca yaşama dilini oluşturmak için kurtarıcı bekleme alışkanlığımızı terk ederek, artık rahatımızı bozma zamanı geldi de geçti bile.

Geçmişte yaşanmış ve hayata geçirilerek başarılı olmuş örnekler, işimizi kolaylaştırıyor. Retorik olarak kullandığımız fakat özü ve ruhunu çok kavrayamadığımız Medine Sözleşmesi, o zamanki Medine’de, demografik yapı itibariyle azınlıkta olan Müslümanların farklı inanç grupları ile yaptığı birlikte yaşama projesidir. (On bin nüfuslu Medine’de, 4 bin 500 Yahudi, 4 bin farklı dinlere mensuplar ve Bin 500 Müslüman yaşıyordu) Bu birlikte yaşama projesinin dilini oturup çağımıza uyarlayarak bir barış, dostluk, kardeşlik birlikte yaşam dilini kurmaya mahkumuz.

FARKLILIKLARI HAYRA KANALİZE ETMEK

Asli ve yeni yerlisiyle birlikte beraberce yaşamak zorunda olduğumuz Almanya’da bu birlikte yaşamda mutlaka kültürel çatışmalar olacaktır ve insanın tabiatı gereği de kaçınılmazdır. Çare gettolara çekilmek değildir. Aile fertleri arasında bile zaman zaman farklılaşmalar, çatışmaların yaşandığını düşünürsek, farklı kodlara sahip kültürler ve mensuplarının sürtüşmeleri, sizce normal değil mi? Farklılıklar, insana aittir. Bunu zahmet değil, rahmete yani hayra kanalize etmek te insanın ve onun oluşturduğu toplumların elindedir. İstersek, ha bire hır gür içinde her dem cedelleşerek birlikte yaşarız, ya da bir birimizi inşa ederek insanca birlikte yaşam ahlak ve ekseninde güzelliklere, örnekliklerine imza atarız...

Yeni yerlileri olduğumuz ülkelerde birlikte yaşamamızı darbe vuran İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret söylemleri, beslenmek için siyasetin ürettiği ayrımcılık politikalarına karşı sinmek, sessiz kalmak, kendi kabuğuna çekilmenin çözüm olmadığını artık kavramış olmamız lazım. Almanya’da hayatın çeşitli alanlarında yaklaşık 4 bin 800 derneğimiz var. Bunların içinden 48 konuşabilen, meselelere hakim gidişatımızla ilgili sözü ve tezi olan simalar olmalıdır. Hayır yok, diyorsak, dağılabiliriz...

BİRLİKTE YAŞAM GÖNÜLLÜLERİ OLUŞTURABİLMEK

Birlikte yaşam için onun üzerine inşa edildiği saygı, sevgi, muhabbet, adalet, empati, dürüstlük, güvenirlilik dilini inşa edip bunu çoğunluk toplumunun duyup üzerinde düşüneceği şekilde seslendirmek, gündeme taşımak ihtişamlı camiler, genel merkezler, taşra da şube binalar inşa etmekten daha mı zor, daha mı maliyetli?

Bizden önceki, kelimenin tam manasıyla fedakarlık sembolleri birinci kuşak simaların yapıp çektiklerinin, ödedikleri bedellerin hatırına, en azından çocuklarımız, torunlarımız ve daha sonraki nesillerimiz için dostluklar kuran ve dostluklar kurulabilenler olmamız ümidiyle... (Referans 53)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
DİTİB Cenaze Fonu’ndan üyelerine SMS ile bilgilendirme
DİTİB Cenaze Fonu’ndan üyelerine SMS ile bilgilendirme
Türkmen, “Camiler bugün sessiz ve mahzun”
Türkmen, “Camiler bugün sessiz ve mahzun”