Sosyal iç kanama
Muhsin Ceylan

Sosyal iç kanama

Nüfus bilimcilerin dünya genelindeki kuşakları X, Y, Z nesli şeklinde adlandırdıklarını duymuş veya okumuşuzdur. Her bir birey, çağdaşları arasında bir kuşağa ait. Bunlar arasında çok ciddi farklılıkların olduğunu da, toplantı yerlerimiz olan derneklerimizde, camilerimizde, çarşıda, pazarda, siyasi partilerimizde, düğünde dernekte görüyoruz, bir adım geri çekilip gözlemlediğimizde.

 

Giyim kuşamından, konuşma şekli başta davranışlara baktığımızda, her kuşağın kendini farklı ifade ettiğini, meşguliyet ve ilgi alanlarında kesişme noktaları olmakla birlikte birinin diğerini adeta örtülü protesto ettiğini, kabul veya reddettiğini de görüyoruz. Genç kuşaklar, kendilerinden yaşlıları zamanın gerisinde, ihtiyar kesim de, gençleri kafasındaki nesil resminin dışına çıkan, örf ve adete değer vermeyen, ahde vefayı bilmeyen ‘zamane çocukları’ olarak değerlendiriyor rahatça.

 

Sığ insanın kolayca yöneldiği, ‘bana benzemiyor, dediğimi de yapmıyor kafasına göre takılıyorsa yaramaz’ ilişki biçimimiz hakim günlük hayatımıza. Bu konuyu sosyal psikoloji akademik diliyle yazmak mümkün. Öyle bir yolun okuyucu tarafından ilgi görmeyeceğini bildiğimizden, Ahmet amcanın, Ayşe teyzenin sıkılmadan okuyacağı veya dinleyeceği bir tarzı tercih edenlerdeniz.

 

X kuşağı

Günümüzde, en yaşlısı 65, en genci de 51 yaşında olan 1965-1979 arası doğumlulara, X kuşağı diye tanımlıyor nüfus bilimciler. Bu kuşak, çağımızın yeniliklerine adapte olmaya çalışırken, iş hayatlarını da sabırla sürdürüyor. Almanya merkezli Avrupa Türklerine baktığımızda, Avrupa Türkleri X nesli, kurallara uyan, kültürel aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygıda kusur etmeyen, sadık, sabırlı, bedava bir şeyin olmadığına inanan, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak görünüyor. Bu neslin genç kuşaklara göre en büyük tecrübeleri de, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiş olmalarıdır. Onlar, gözlerini dünyaya transistörlü radyo, merdaneli çamaşır makinesi, kaset çalar ve pikapla açanlardan oluşuyor. Teknolojik gelişmeler ve X kuşağını yan yana düşündüğümüzde, hepimizin her dem şahit olduğu gibi, dokunmatik telefonlar ve bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iletişim ve iş yapış şekillerine ayak uydurmaya çalıştıkları resmiyle karşılaşıyoruz.

 

Y nesli

Yaş itibariyle en ihtiyarı 40, en genci ise 30 yaşında olan, 1980-1999 doğumlu kuşağa da Y nesli deniyor. Bizim çocuklarımız olan bu kuşağın en bariz özelliklerini hepimiz bir şekilde yaşıyoruz: Bu Y nesli, iş hayatında hemen yönetici olmak isterken, para harcamak için çalışıyor ve de iletişimde ciddi kırılmaları yaşadığımız; kendi görüşünde ısrarı bırakıp asla vazgeçmiyor oluşları. Onların sosyalleşmeleri artık ipad’ler, iphone’lerle oluyor. Derneklerimize, camilerimize baktığımızda, Y neslinin X nesline göre örgütsel bağlılıkları oldukça zayıftır ve her geçen gün hızla tükenmektedir. Ondan dolayıdır ki, sosyal buluşma mekanlarımızda genç kuşakları göremiyor ve bu dernekleri yarınlara taşıyacak yeni öznelerde ciddi zorlanıyoruz. Sonucu hayırlara vesile olmayacak bir süreç bu.

 

Bizlerin bu çocukları Y nesli, kuşaklar arası farklılığın en çok görüldüğü nesil özelliğini taşıyorlar. Geçtikleri eğitim çarkından aldıkları en büyük özellik, özgürlüklerine düşkünlükleri. Bağımsız olmak, onlar için olmazsa olmazlardan. En bariz özelliklerinden birisi de; iş saatinden ziyade işe odaklanıyor olmaları. Çoğu bir an önce yönetici olmak ya da kendi işini kurmak istiyor. Onlar, X kuşağının tersine, çalışmayı sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyor. Y neslinin, en öne çıkan farklı ferdi özelliklerinden birisi de, meslek eğitimi almaları veya yüksek okul mezunu olmaları.

 

Bu kuşağın zihin dünyası da çok farklıdır: Alışık olduğumuz davranış biçimi kurallarına göre uyumsuz görünürler. Kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tutarlar. Önceki nesil ise bundan çok ciddi rahatsız olur. Oysa onlar, samimidirler. Eleştirileri ne bir rekabet içindir ne de 'sen', 'ben' meselesidir. Üzerinde konuşulan konunun hakikatine ulaşmayı isterler. Eskilerin aksine aşırı bireyci olduklarından da otorite tanımazlar. Buna en fazla da, başkanlarımız, ustalarımız, reislerimiz, hocalarımız yani, otoritelerinin sayılıp, dediklerinin sorgusuz sualsiz yerine getirilmesini bekleyen ve bunun da gayet tabii olduğunu düşünenlerimiz rahatsızdır. Yani Y nesli, gelenekçiliğimize uymadığından bizleri kolayca ciddi rahatsız eder. Bizler de, onların bu hallerini anlamaya gayret yerine onları, asimile olmuş, yozlaşmış egoistler olarak tanımlayıp, haklı taleplerini değersizleştirmeyi tercih ederiz. Ama bu sokağın çıkmaz sokak olduğunu er veya geç öğreneceğiz. Fakat korkarım ki, artık o zaman çooook geç kalmış olacağız. Onların bizlerle, yaşarsak bizlerin de onlarla artık sadece biyolojik bağlarımız kalacak...

 

Z nesli

2000 yılı ve sonrası doğanlara da Z nesli deniyor. En büyüğü 20 yaşındadır malum. Bunlar da bizlerin küçük çocukları ya da artık torunları. Bunların en büyük özellikleri, her dem canımızı sıkan ve zaman zaman da kavgalarımıza sebep olan yoğun hatta tek, internet ve mobil teknolojileri kullanmalarıdır. Derslerini bile artık, Hazreti Google da dediğimiz, kendilerine sunulan hazır, fast food bilgiler üzerinden yapıyorlar. Mart 2020’den sonra hayatımızın kurallarıyla ilgili tek belirleyici haline gelmiş Korona virüse karşı uygulamaları düşünelim. Artık okullarda verilen bildiğimiz eğitimi bile dijital ortamdan almak için yoğun yol, yöntemler düşünülüyor günümüzde. Hayatlarının olmazsa olmazı haline gelmiş akıllı telefonlar, iphone’ler, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar üzerine kurulu hayatları. Ellerindeki telefonlarla karşılarındakilerle iletişimleri esnasında bizim onlara demeye çalıştıklarımıza da çok kısa, ‘evet, hayır, olur, olmaz, istemem, gidelim, gelmiyorum vs. vs.’ türünde tek kelimelik cümleleriyle iletişimlerini sürdürüyorlar. Ne de olsa, aynı çatı altında yaşıyoruz. Bu kadar sözlü iletişim de olsun değil mi?

 

İnternet ve teknoloji ile doğan bu Z nesli, insanlık tarihinin en hızlı ve en yoğun tüketici neslidir. Oyuncakları ellerindeki teknolojik aygıtlar olan bu nesil, tabiata da acayip yabancıdır. Fakat aynı zamanda da önceki kuşaklara göre çok daha çevrecidir. Dijital çağın kuşağı da diyebileceğimiz bu kuşak, internetçi olmasından dolayı aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme özelliğine de sahip. Yani eskilerin dedikleri gibi: On parmağında on marifete sahiptir bu kuşak, istisnaları hariç. Mesela bir konferansı dinleyen bu Z nesli mensubu gençler, (buna biraz Y neslinden olanları da ilave edebiliriz) aynı zamanda da internet üzerinden sosyal yayınlarını, paylaşımlarını yapabiliyorlar gayet rahatça.

 

Bir sohbette, konferansta aynı anda dinleme, yorumlama, resim, video vs. yayınlama-paylaşma yeteneğinin kötü birşey olduğunu söyleyecek tek normal akıl sahibi olmadığını düşünüyorum. Fakat burada tam kavrayıp aşamadığımız bir sıkıntımız da var: Yani benim kuşak X nesli, konuşurken yüze bakmamayı sıkıntı olarak gördüğümüzden, uyuşmazlıklarımız burada başlıyor. Burada nasıl orta bir yol bulmamız gerektiğini tartışmamız gerekiyor.

 

Yoğun doğum nesli

Çağdaşlarımız arasında herkes 1965’ten sonra doğanlar değil. Toplumda azalmış olsalar da 1940’lar sonrası doğanlarla da beraber yaşıyoruz. Nüfus bilimcilerin nesil tasniflerine göre,

1946-1964 yıllarında doğanlara ‘baby boomer’ deniliyor. II. Dünya savaşı akabinde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar sürmüş, ‘doğum hızı’ anlamına gelen ‘Baby boom’ kavramından türetilmiş bu sıfat. Bu baby boomer neslinin günümüzdeki en yaşlısı 84, en genci ise 66 yaşındadır. Hepimizin yakından bildiği gibi, bu nesil istisnaları hariç her türlü teknolojiden uzak olduklarından çoğu zaman işlerini kendi kendilerine yapmak durumuyla karşı karşıyadır. İş sadakatlerinin yüksekliğiyle bilinen bu neslin, sonraki nesillere göre adeta, çalışmak için yaşadıkları bilinir. Bu neslin diğer bir özelliği de, önce çocuklarına daha sonra ise anne ve babalarına bakmış olmalarıdır. Günümüzde anlayamayacağımız kadar sadık ve neye sahip olursa olsun mütevazi ve bir o kadar da kanaatkârlığıyla bilinir o nesil, ilgi duyup merak edilenler tarafından.

 

Sessiz kuşak

Çağdaşlarımız bu yazdıkların kadar mı? diye soranlarımız da olacaktır. Tabii ki, değil. Buraya kadar genel dörde ayrılan nesillerden bahsettik. Bu tarihlerden önceki doğanlara toplum bilimci uzmanlar, ‘sessiz kuşak’ diyor. Bu sessiz kuşağa, 1927-1945 döneminde doğanlar mensup. onlar benim kuşağın artık çok az yaşayanı olan babaannelerimiz, dedelerimizdir.

 

Yazıyı daha da uzatmadan yavaştan bağlayacak olursak, kuşakları ve bunlardan en fazla da Y ve Z kuşağını iyi anlamamız gerekiyor. Bu nesillerin kendilerine has ayrı ayrı özellikleri olduğundan ve bu popülasyonları toplum tarafından layıkıyla kavranamayınca mesela Kuzey Kore, Çin veya Suudi Arabistan gibi diktatörlükle yönetilen ülkeler hariç dünyada her yerde pek çok uyuşmazlık ya da çatışmalar yaşanıyor.

 

Bağımsız olmayı seven, özgürlüklerine düşkün, otoriteden hoşlanmayan, kendilerine kurallar koyulmasına itiraz eden, otoriteye hayatlarında yer vermediklerinden bir an önce müdür olmak ya da kendi işlerinin patronu olmayı arzulayıp planlayan, farklı görüşlerin kendilerine dayatılmasına şuurlu bir şekilde karşı çıkan, farklı görüştekileri acımasızca eleştirebilen, kendi görüşlerine karşı olan eylemlere sessiz kalmayıp karşı atağa geçen, sosyal gruplara katılıp birlikte hareket etme stratejisine önem veren, etkin sosyal medya kullanımıyla görüşlerini tabusuz ve sınırsız bir kendilerine göre rahatlıkla dile getirmekten çekinmeyen, Y nesli ve fabrikasyon hatası Z kuşağından bazıları, kafasına uymayan, ona göre saçma durum gördüğünde dayanamayıp kaynamaya başlıyor. Temel değerlerinden birisi ‘adalet duygusu’ olan bu kuşak mensupları, muhatabının makamından bağımsız korku ve endişe tanımadan hemen çeşitli şekillerde tepki veriyor.

 

İhtiraslarımızın öldürdüğü davalarımız

Gelenekçilik ve statükoculuk üzerinden mevcudu muhafaza etmeyi genel geçer sayanlarımız, Y neslini ve biraz da Z neslini kendi konforuna uymadığı için ketmediyor. Oysa ki onlar, ne tembel ne disiplinsiz ve ne de prensipsiz. Apolitik hiç değiller. Biz onları öyle tanımlıyor ve böyle tanıtıyoruz. Özgüvenleri yüksek ya, bunu kibirli olmakla karıştırıyoruz. Onların özgür düşünüp davranmaları, bizim sürü psikolojisine itirazı sevmeyen benim X kuşağının zoruna gidiyor. Onun için, derneğimizde, camimizde, cemaatimizde topluluğumuzda toplum mühendisliği yöntemiyle ha bire hain ve kahraman üretiyoruz... Farklı düşünenleri ötekileştirip bunun üzerinden popülist söylem ve eylemlerle, tabanı konsolide etmeye çalışmanın anlık da olsa sessizlik sağladığını biliyoruz. Fakat, bu biraz milli, biraz da dini sos söylemli yol, yöntem, ne orta ne de uzun vadeli bir ömre sahip olamaz. Tarih buna şahit.

 

Bugün belki ertelenen veya ertelemişiz gibi görünen her sosyal patlama yarın veya öbür gün mutlaka yaşanır ve kaçınılmazdır. Tıpkı bedenimizdeki iç kanamalar gibi. Dıştan bakıp gördüğümüzde, sanki fiziken herşey yolundaymış gibi gözükebilir. Oysaki iç kanama yaşayan biri, uzmanı tarafından acil tıbbi bir müdahale yapılmazsa, mutlaka ölür. Aynı bunun gibi, dıştan bakıldığında her şeyi yolunda gözüken veya öyle gösterilen insanların bir araya gelip oluşturdukları dernekler de, camiler de, partiler de, gruplar da idarecileri ver yancılarının mevcudu muhafazaya yönelik kurdukları savunma cümlelerine rağmen ölmeye mahkumdur. Bunun ikinci bir şıkkı yoktur. Yani, tıbbi iç kanama ne kadar öldürücüyse, sosyal iç kanama da aynı şiddette öldürücüdür. Birincisinde tek kişi ölür, diğerinde ise o sosyal iç kanamanın yaşandığı yerdeki herkesin dile getirdiği iddiaları, idealleri, kızıl elmaları, dinleri, dilleri, ideolojileri kısaca ülküleri yani davaları ölür. Gerçeklerimizle yüzleşmekten korkanlarımız bilmeli ki, sosyal iç kanamadan dolayı sosyokültürel ölümün kapımızı çalmasına sadece çeyrek var, çeyrek...

 

Yaşımızdan bağımsız, zihin dünyamızda hangi kuşaktan olduğumuzu merak ediyorum, doğrusu. Sizler de merak ediyorsanız, en yakındaki bir kaç dostla bu konuyu korkmadan sohbet mevzusu yapın derim. Hadi, kendimizle iyi yüzleşmeler... (Referans Dergisi 56. Sayı)

 

Kaynakça:

Ben Nesli, Dr. Jean M. Twenge

Gençlik Gözüyle Gençlik, Prof. Dr. İbrahim Armağan 

Asrın Vebası: Narsisizm İlleti Jean M. Twenge , W. Keith Campbell 

Sosyolojik Düşünmek, Zygmunt Bauman

Dokuz Yüz Katlı İnsan, Dr. Mustafa Merter

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Gençlere yönelik güzel ve akıcı konuşma kursu
Gençlere yönelik güzel ve akıcı konuşma kursu
DİTİB Genel Sekreteri Atasoy, basın mensuplarıyla bir araya geldi
DİTİB Genel Sekreteri Atasoy, basın mensuplarıyla bir araya geldi