M. Mustafa İYİ: Diasporanın Ayrıştırılması
Söz Meydanı

M. Mustafa İYİ: Diasporanın Ayrıştırılması

 

Diasporanın Ayrıştırılması

M. Mustafa İYİ - Araştırma Asistanı, Göç Araştırmaları Vakfı (GAV) – Türk Diasporası Araştırmaları Merkezi (TÜDAM).

https://www.researchgate.net/publication/350278013_Diasporanin_Ayristirilmasi

 

Diasporanın Ayrıştırılması  

 

Giriş

Gabriel Sheffer, Diaspora Politikaları[2] (Diaspora Politics) adlı kitabının alt başlığında diasporayı tanımlamak için “At Home Abroad” ifadesini kullanarak göç etmiş ve anavatandan başka bir yere yerleşmiş “yurtdışında evinde hisseden” insanları tarif etmeye çalışmaktadır. Sheffer bu insan topluluklarını “diaspora”[3]; bu toplulukların yapısal, organizasyonel ve davranışsal karakteristiğini “diasporik”[4] ve tüm bu karakteristik özelliklerinin fark edilebilir ve görülebilir halini de “daisporism”[5] olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Sheffer’ın en önemli vurgusu bu toplulukların aynı ulusa ait kimliksel özellikler taşımalarından ötürü bir araya gelmeleridir. Dolayısıyla bu gruplar, etnik ve ulusal ortaklık çerçevesinde bir araya gelerek diasporayı oluşturmakta ve sivil toplum kuruluşları gibi kurumlar üzerinde kamusal hayatta görünür olarak diasporism çerçevesinde hayatlarını devam ettirmektedirler.

Sheffer’ın temel tezi diasporanın, hayali veya icat edilmiş bir cemaat olmadığı aksine mesken ülkede evde olma hissini yaşamaya çalışan, köken ülke ile ilişkilerini devam ettiren ve organize hareket eden somut bir varlıktır. Buradan hareketle Sheffer’ın bu tanımlamasını anavatandan baka bir yerde yaşayan, mesken ülkeye yerleşmiş ve diasporik toplum haline gelmiş grupları belirtmek için kullandığı söylenebilmektedir. Sheffer’in bu teorik tanımlamasını destekleyecek bir çalışma, Center For American Progress (CAP) tarafından “Avrupa’da Türk Diasporası”[6] isimli araştırmada ampirik olarak ortaya koyulmuştur. Bu çalışmanın temel bulgularına göre, mesken ülkelerde (Almanya, Avusturya, Fransa ve Hollanda) yaşayan Türk diasporası kendisini Avrupa’da (bulundukları ülkelerde) “evde hissettiklerini”[7] aktarmaktadır. Bunun yanında Türk toplumunun kendisini mesken ülkede memnun hissetmesinin yanı sıra etnik kimliğini koruma noktasında da kararlı olduğu araştırmanın sonuçları arasındadır.  

Avrupa’da bir silsile şeklinde ortaya çıkan, Fransa’da başlayıp sırasıyla Avusturya ve Almanya’da devam eden, Hollanda ve Belçika’nın da gündeminde olan bazı diasporik kurum, kuruluş ve kişilere karşı bir engellemenin olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda ilgili ülkeler bu kurumların çalışmalarını aşırı sağcı oldukları gerekçesiyle engelleyerek son vermeye çalışmaktadır. Özellikle bulundukları ülkenin yasal ve hukukî zemini içerisinde kurumsallaşan bu kurumlar, Türk diasporasının etnik, ulusal, kültürel ve sosyal aidiyetini koruyan, geliştiren ve bir sonraki nesillere de aktarmaya çalışan diasporik kurumlardır. Sadece anavatanın değerlerinden ziyade bulundukları ülkenin de ortak değerlerini önemseyen bu kurumlar, her iki ülke bağlamında da aidiyetler geliştirmektedirler. Bununla beraber daha önce de vurgulandığı üzere Sheffer’ın deyimiyle diasporayı bir araya getiren unsurlar etnik ve ulusal bağlardır. Dolayısıyla bu doğrultuda gelişen diasporik kurumların; engellenmeye çalışılması, baskılanması ve ortadan kaldırılması hem Türk diasporasının kültürel kimliğine zarar verebilecek hem de mesken ülkedeki aidiyet bağlarını zayıflatacaktır.

Diaspora doğrudan köken ülkenin bir kolu olarak ifade edilemez dolayısıyla diasporanın köken ülkenin politik bir uygulayıcısı olarak konumlandırmak da doğru değildir. Kaldı ki diaspora mesken ülkenin hukuki zemininde var olmaya çalışan bir yapıdır. Bundan dolayı diasporaların dikkat edeceği başat unsurlar arasında mesken ülkenin yasal zemininden ayrılmamak olacaktır. Diasporalar duygusal olarak anavatana aidiyet ve samimiyet beslemekle beraber fiziksel düzlemde mesken ülkede varlık göstermelerinden dolayı bu ülkenin hassasiyetlerini aşmama ve zedelememe anlayışı içerisinde hareket etmektedirler. Bu anlayıştan hareketle Almanya’da faaliyet gösteren ve Türk diasporasını temsil niteliğine sahip olan kurumları incelendiğinde, bu kurumların, Almanya’ya aidiyet geliştirdikleri ve Almanya’nın geleceği ile kendi geleceklerini ortak gördükleri anlaşılmaktadır. İslam Toplumu Millî Görüş’ün (IGMG) başkanlığını yürüten Kemal Ergün’ün bir gazeteye verdiği mülakatta[8], Avrupa’yı kastederek “buralı” olduklarını ifade etmektedir. Ergün, mülakatın devamında “Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak biz artık buralıyız. Ama bu Türkiye'nin refahı ve huzurunu umursamıyoruz anlamına gelmez. Aksine her iki ülkede de kökleri olan insanlar olarak Türkiye'nin refahı, huzuru ve istikrarı da yaşadığımız ülkelerin huzuru da bizim için önceliklidir.” ifadesinde bulunmaktadır. Ayrıca Ergün, herhangi bir siyasi partinin uzantısı olmadıklarını ancak demokratik bir hak olarak siyasal katılımı savunduklarını belirtmiştir. Diasporik bir kurum olarak nitelendirebileceğimiz IGMG’nin bu tavrı, diasporaların zamanla kendi insan kaynağını mesken ülkede yetiştirtiklerini bundan dolayı da anavatandan herhangi bir insan kaynağına veya otoriteye ihtiyaç duymadan varlığını sürdürebildiğini kanıtlaması açısından da önemlidir.

IGMG’nin sahip olduğu bu tavır aslında diasporik kurumların genel yapısına ait tutum ve özelliklerdir. Bir diğer örnek olarak gösterebilecek olan diasporik kurum, Avrupa Türk İslam Dernekleri Birliği’dir (ATİB). Bu kurum uzun yıllardır Almanya’da faaliyet gösteren ve Türk diasporasını temsil etme noktasında örnek verilebilecek bir kurumdur. ATİB’in başkanlığını yürüten Durmuş Yıldırım’ın “İdeolojilerin etkin olduğu Soğuk Savaş döneminden küreselleşen bir dünyaya geçiş yapıldı, o dönemin ideolojik ifade tarzları ve düşünce kalıpları geçerliliğini yitirdi. ATİB’in kurucuları (1987) veya ilk kuşak ATİB’liler ağırlıklı olarak Türk vatandaşı iken, şimdiki ATİB’lilerin büyük çoğunluğu Alman vatandaşı ve burada doğup büyüyenlerden oluşmaktadır.”[9] vurgusu, ATİB’in mesken ülkedeki dönüşümünü göstermesi açısından önemli bir ifadedir. Ayrıca Yıldırım bu açıklamasının devamında, derneklerinin Alman kanunlarına göre kurulduğunu, şeffaf, herkese açık bir sivil kitle kuruluşu olduğunu ve Avrupa Türklerinin, göç ettikleri ülkelerin yerlileriyle çift kültürlü, çift dilli insanlar olarak uyum içinde varlıklarını devam ettirmeleri gerektiği fikrinden hareketle mesken ülkede kurumsallaşan ve her iki ülkeye de aidiyet geliştiren diasporik bir kurumdur.

Bir başka diasporik kurum, Alman Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’dur (ADÜTDF). ADÜTDF’nin 2020 yılında 42. yılını kutlaması üzerine yayınladığı basın bildirisinde[10], “uyum için köprü” görevini üstlendiklerini belirtmişlerdir. Bildirinin devamında Almanya Türk Federasyonu’nun gayelerinin, “toplumda daha iyi şartlarda, uyum içinde, birbirleriyle dayanışma duygusuyla yaşamalarını gaye edindiği, Almanya’nın yöneticileri ve vatandaşları ile Türkler arasında bir köprü görevi gördüğünü, Türklerin, içinde yaşadıkları Alman toplumu ile yakınlaşmalarını uyum içinde iş birliği yapmaları” olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber, bu kurum, Almanya ile Türkiye arasında yakınlaşma sağlayacak her türlü faaliyetleri de desteklediğini vurgulamaktadır. Bu üç örnek üzerinden diasporik kurumları ele alacak olursak, her üç kurumun da mesken ülkede yerleşik hale geldiği, ülkenin geleceği ile kendi geleceklerini bir gördüğü ve anavatan ile mesken ülke arasında köprü görevini üstlendiği çıkarımları yapılabilmektedir.  

Yakın tarihte Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilere bakıldığında 2013’teki Gezi Parkı Olayları, 17-25 Aralık Operasyonları, Haziran 2016’da (sözde) “Ermeni Soykırım” tasarısının Alman parlamentosunda kabul edilmesi, Temmuz 2016’da Türkiye’de geçekleşen darbe girişiminin faillerine Almanya’nın sığınma hakkı tanıması, Nisan 2017’de Anayasa değişikliği referandumu öncesi Türk hükümet yetkililerin siyasi kampanyalarının engellenmesi gibi bazı örnekler iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliklere neden olmuştur.[11] Bunun yanında Doğu Akdeniz, Libya ve Orta Doğu’da meydana gelen bazı bölgesel olaylar da iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi anlamda etkilemektedir. İki ülke arasındaki bu tarz gerginlikler diasporaları ciddi anlamda etkileyebilmekte ve bu olaylar diasporalara karşı siyasi bir malzeme olarak kullanılmasına yol açabilmektedir. Bununla beraber “Türkiye ile Almanya’nın arasında yaşanan gerilimler, göçmen Türklere yaklaşımları etkilediği gibi göçmen Türklerin Alman hükümetine yaklaşımlarını da etkilemektedir.”[12] Örneğin son zamanlarda Fransa, Avusturya ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde İslam düşmanlığının (toplumsal manada) ciddi şekilde artış göstermesi, ilgili ülkelerin çeşitli gerekçelerle uygunsuz şekilde camilere baskınlar düzenlemesi, yine bu ülkelerin bazı sivil toplum kuruluşlarını kapatması ve engellemeye çalışması mesken ülkelerdeki Türk diasporasını doğrudan etkileyen gündemler olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca son örnek ise Avusturya, Fransa ve Almanya’da bulunan bazı Türk diasporik kuruluşlara yönelik geliştirilen yasaklayıcı ve engelleyici politikaları gündeme almasıdır.

Almanya özelinde bazı Türk diasporik kuruluşlara karşı geliştirilmek istenilen kısıtlamaların altında çeşitli gerekçe ve iddialar bulunmaktadır. Almanya’da, Federal Anayasa Korum Teşkilatı[13] (Bundesamt für Verfassungschutz) tarafından her yıl düzenli olarak yayınlanan iç istihbarat raporunda, ülke içinde tehdit oluşturan ve muhtemel tehdit oluşturabilecek farklı ideolojik temelli oluşumlar hakkında bilgiler aktarılmaktadır. Bu raporun bir bölümünde ise “güvenliği tehdit eden İslamcılık dışı aşırı yabancılar”[14] başlığı bulunmaktadır. İç istihbarat raporu bu kategoriyi “ağırlıklı olarak kendi ülkelerindeki siyasi, sosyal veya etnik çatışmalardan ortaya çıktığı, Almanya'da temsil edilen bu kuruluşların menşe ülkelerdeki ilgili ana kuruluşlara destek verdiği, duruma göre Alman aşırılık yanlısı gruplarla iş birliği yaptığı ve bu kuruluşların Almanya'daki politikalarının, stratejilerinin ve eylemlerinin büyük ölçüde kendi ülkelerindeki (ve oradaki merkezi organizasyon birimleri) tarafından belirlendiği”[15] şeklinde tanımlamaktadır. Bu gruplara PKK, DHKP-C ve Türk aşırı sağcı gruplar örnek olarak gösterilmektedir.

İstihbarat raporunda yer alan Türk aşırı sağcılar grubuna yönelik bulguların Almanya Federal Meclis’teki (Bundestag) yansımalarına bakıldığında ise farklı soru önergeleri bağlamında farklı partilerin bu aşırı sağcı gruplara karşı çeşitli taleplerinin olduğu görülmektedir. Almanya için Alternatif Partisi’nin (AFD) verdiği bir soru önergesinde[16] “Graue Wölfe” (Bokkurtlar) olarak niteledikleri grupların Almanya’daki en büyük aşırı sağcı organizasyon olduğu; ulusal, İslami ve aşırı sağcı yönelimleri ile Almanya’daki huzuru tehdit ettiği; Erdoğan’a yakın olduğu; göçmen kökenli gençleri etkileyip entegrasyonu zorlaştırdığı ve Almanya’daki demokrasi için tehdit oluşturduğu gibi iddialarda bulunmaktadır.[17]

Almanya’da Sol Partinin (Die Linke) Federal Meclise yaptığı bir teklifte[18], ADÜTDF kuruluşunun ırkçı olduğu; Kürt, Alevi, Ermeni, Yunan ve Yahudi düşmanı olduğu; Almanya’daki uyum sürecine olumsuz etkide bulunduğu gibi gerekçelerle[19] Federal Hükümete bir talepte bulunarak bu Türk aşırı sağcı grupları sıkı takibe alması; ilgili kuruluşların faaliyetlerini denetlemesi; hatta yasaklaması; tüm yasal olanakları kullanılarak bu kuruluşların propagandasının yayılmasının engellemesi; ayrıca bu bozkurtlar grubu tarafından mağdur edilen kişi, kurum ve kuruluşların başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa’da desteklemesi gerektiği çağrısında[20] bulunmuştur.

Bu tartışmalara son noktaya koyan ise 17 Kasım 2020’de; Hristiyan Demokrat Birliği (CDU), Hristiyan Sosyal Birliği (CSU), Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Hür Demokrat Parti (FDP) ve Birlik 90/ Yeşiller (BÜNDNIS 90/ DIE GRÜNEN) tarafından Federal Meclis’e verilen “Irkçılık ve Milliyetçiliğe Karşı Durmak, Bozkurtlar Hareketinin Etkisini Bastırmak” (Nationalismus und Rassismus die Stirn bieten – Einfluss der Ülkücü-Bewegung zurückdrangen) başlıklı teklif önerisidir[21]. Bu partilerin ortak olarak verdiği bu öneride, bu kuruluşların “antisemitik, anti liberal, ırkçı, Kürt ve Ermeni düşmanı olduğu ve toplumu ayrıştırarak Türklerin entegrasyon sürecini olumsuz etkilediği gibi nedenlerden[22] dolayı Federal Hükümete bir çağrıda bulunarak bu kuruluşların hukuk devletinin işleyişini ve demokratik Avrupalı kimliğini olumsuz etkilediği gerekçesiyle sıkı bir denetime ve gerekirse kısıtlamalara tabi olması gerektiği talep edilmiştir.[23]

ATİB, hem Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın raporunda “güvenliği tehdit eden İslamcılık dışı aşırı yabancılar” kategorisinde değerlendirmesini hem de meclisteki “Irkçılık ve Milliyetçiliğe Karşı Durmak, Bozkurtlar Hareketinin Etkisini Bastırmak” başlığındaki teklife cevap olarak, “kurulduğu 1987 yılından beri hiçbir siyasî, dinî kesime, partiye, kişiye ya da cemaate organik bağı olmadığı; kendi ayakları üzerinde durduğu; gayesinin (ülküsü), Avrupa Türklerinin kendi dini ve kültürel değerlerini kaybetmeden birlikte yaşadığı çoğulcu topluma uyum sağlayarak varlığını sürdürmek olduğu; şeffaf bir sivil kitle kuruluşu olduğu; insanların ırkına, rengine, kültürüne ya da inancına göre kategorize etmediği; özellikle Kürtleri, Alevileri ve Yahudileri asla aşağılamadığı; kurulduğu günden bugüne kadar en sıradan bir üyesinden dahi Alman devletine, onun sosyal ve hukuki düzenine veya Alman halkına yönelik sözlü ya da eylem olarak herhangi bir zararının dokunmadığını”[24] belirterek kendilerinin bir siyasi hareketten ziyade bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulamıştır. ADÜTDF’nin Federal Meclis’teki bahsedilen teklifin üzerine yayınladığı basın bildirisinde, “1978’den beri Federal Almanya’nın özgürlükçü-demokratik anayasal düzenine saygılı ve kanunlarına riayet ettiğini; sosyo-kültürel faaliyetler yapan demokratik bir sivil toplum örgütü olduğunu; ırkçılığı, faşizmi, şiddetin ve terörün her türlüsünü reddettiğini; Federal Almanya’nın menfaatlerini her daim kendi menfaati olarak gördüğü; toplumsal huzuru tehdit edebilecek her türlü̈ eylemden ve söylemden uzak durduğunu”[25] belirtmiştir. Bununla beraber ADÜTDF, mecliste gündeme gelen bu tek taraflı iddia ve tartışmaların Türk-Alman toplumuna zarar verdiğini, dostluğa gölge düşürdüğünü ve ayrımcılığı derinleştireceğini vurgulamaktadır.

Sonuç ve Tartışma

Diasporaların geliştirdiği aidiyetlerden biri, duygusal bir aidiyet besledikleri anavatan iken bir diğeri de yaşadıkları ve toplumsallaştıkları yer olan mesken ülkedir. Bunu Almanya’daki Türkler üzerinde düşündüğümüzde bu insanların hem ilgi besledikleri Türkiye’ye hem de yaşadıkları ve doydukları Almanya’ya aidiyet geliştirdikleri söylenebilmektedir. Buradan hareketle konuyu vatan kavramı üzerinden yaklaşırsak, Türkçede bu kavramın “ana” ile Almancada ise “baba” kavramı ile kullanıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla Almanya’daki Türkler için Türkiye’nin anavatan, Almanya’nın da babavatan (Vaterland) olduğu[26] ifadesi yanlış olmayacaktır. Ayrıca Diasporalar, genel olarak, anavatan ve mesken ülkenin arasındaki ilişkinin iyi olmasını istemektedirler. Hatta mesken ülkenin anavatan ile daha yakın ilişki içerisinde olma taraftarıdırlar. Nitekim CAP’ın yaptığı araştırmanın bulguları arasında da Türk diasporasının iki ülkenin birbiriyle olan ilişkilerinden etkilendiğini ve Almanya, Avusturya, Fransa ve Hollanda’daki Türk diasporasının mesken ülkenin Türkiye ile daha iyi ilişkiler geliştirmelerini istemektedir.[27] Aslında Türkiye’nin Ege ile Akdeniz sahillerinde yerleşen Alman vatandaşları göz önüne alındığında; Türk Diasporasının Almanya’daki yabancılar arasındaki en yoğun grubu oluşturduğu düşünüldüğünde ve Türk diasporasının Alman toplumunda spor, sanat, ekonomi ve siyaset gibi birçok farklı alanda faaliyet gösterdiği dikkate alındığında, Türkiye ile Almanya arasındaki ikili ilişkilerin kolay kopamayacağının[28] ve hatta kopmaması gerektiğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla tüm bunlar göz önüne alındığında, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkide önemli bir köprü rolünü üstlenebilecek Türk diasporasının çeşitli nedenlerden dolayı ayrıştırılmasından ziyade iki ülke arasındaki ilişkiyi olumlu yönde etkileyebilen fırsatların tanınması diasporanın keskinleşmesinin önüne geçecek ve her iki ülke açısından önemli katkılar ortaya çıkabilecektir. 

 

[1] Araştırma Asistanı, Göç Araştırmaları Vakfı (GAV) – Türk Diasporası Araştırmaları Merkezi (TÜDAM).

[2] Gabriel Sheffer, Diaspora Politics At Home Abroad, Cambridge: Cambridge University Press, 2003.

[3] a.g.e., s.10.

[4] a.g.e. s.11

[5] a.g.e. s. 12

[6] Max Hoffman, Alan Makovsky ve Michael Werz, The Turkish Diaspora in Europe Integration, Migration, and Politics, https://www.americanprogress.org/issues/security/reports/2020/12/10/491951/turkish-diaspora-europe/ (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[7] Most respondents say they “feel at home” in their host country.

[8] Adem Demir, “IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün: Bazı devletlerin güdümünde ya da onların finans kaynaklarıyla ayakta duran bir organizasyon değiliz” Independent Türkçe, 8 Aralık 2020 https://www.indyturk.com/node/282996/r%C3%B6portaj/igmg-genel-ba%C5%9Fkan%C4%B1-kemal-erg%C3%BCn-baz%C4%B1-devletlerin-g%C3%BCd%C3%BCm%C3%BCnde-ya-da-onlar%C4%B1n-finans (Son Erişim Tarihi: 24.12.2020).

[9] “ATİB Bir Siyasi Hareket Değil, Sivil Kitle Kuruluşudur” https://www.atib.org/kopie-von-haber-91 (Son Erişim Tarihi: 24.12.2020).

[10] “Almanya Türk Federasyon 42 Yaşında” http://turkfederasyon.com/haberler/almanya-turk-federsyon-42-yasinda (Son Erişim Tarihi: 24.12.2020).

[11] Duygu Dağ, Türkiye’den Göçün Türkiye-(Federal) Almanya İlişkilerine Etkisi (1961-2000), Ankara: Siyasal Kitabevi, 2020, s. 147-148.

[12] Riva Kastoryano, (2007), “Ulusaşırı Türk Milliyetçiliği: Yurtdışında Yaşayan Türklerin Milliyetçilik Tanımı”, (Ed. A. Kaya ve B. Şahin), Kökler ve Yollar Türkiye’de Göç Süreçleri, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007, s. 63-81.

[13] Bu kurumun iç istihbarat görevi de gördüğü söylenebilir.

[14] Sicherheitsgefährdende und extremistische Bestrebungen von Ausländern (ohne Islamismus).

[15] Federal Anayasayı Koruma Teşkilatının tanımlaması için bknz.: https://www.verfassungsschutz.de/de/arbeitsfelder/af-auslaenderextremismus-ohne-islamismus/was-ist-auslaenderextremismus (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[16] Antrag Verbot der Grauen Wölfe (19/24328), Berlin, Deutscher Bundestag, Kasım 2020, https://dserver.bundestag.de/btd/19/243/1924328.pdf (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[17] a.g.e., s. 1.

[18] Antrag Graue Wölfe und deren Vereinigungen in Deutschland verbieten, Berlin, Deutscher Bundestag, Kasım 2020, https://dip21.bundestag.de/dip21/btd/19/243/1924363.pdf (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[19] a.g.e., s. 1-2.

[20] a.g.e., s. 2-3.

[21] Antrag Nationalismus und Rassismus die Stirn bieten – Einfluss der Ülkücü-Bewegung zurückdrangen, Berlin, Deutscher Bundestag, Kasım 2020, http://dip21.bundestag.de/dip21/btd/19/243/1924388.pdf (son Erişim Tarihi: 25.12.2020), s. 1.

[22] a.g.e., s. 1-2.

[23] a.g.e., s. 2.

[24] ATİB’in açıklamaları için bknz.: https://www.atib.org/kopie-von-haber-84 (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020) ve https://www.atib.org/kopie-von-haber-91 (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[25]  ADÜTDF açıklaması için bknz.: http://turkfederasyon.com/haberler/basin-aciklamasi (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020).

[26] İlgili ifade için bknz.: http://www.referans.de/kopie-von-veyis-guengoer-1 (Son Erişim Tarihi: 25.12.2020)

[27] Hoffman, Makovsky ve Werz, a.g.m., s 24.

[28] Duygu Dağ, a.g.e., s. 151-152.

 

Bu değerlendirmeye,

https://www.researchgate.net/publication/350278013_Diasporanin_Ayristirilmasi

adresinden de ulaşmak mümkündür.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yazar Bahattin Gemici'nin yeni kitabı Umutların Peşinde çıktı
Yazar Bahattin Gemici'nin yeni kitabı Umutların Peşinde çıktı
Eyüp Sultan Camii aşı merkezi oluyor
Eyüp Sultan Camii aşı merkezi oluyor